Ceza Hukuku Açısından Koruma: Suç Duyurusu

Kategori: Makaleler | Okunma: 21372

Medya yoluyla kişilik haklarına saldırı, eğer suç teşkil eden bir fiil niteliğinde ise kişilik haklarına saldırılan kişi ceza hukuku yoluyla korunmayı sağlamak için suç duyurusunda da bulunabilecektir. Suç duyurusu, suç teşkil eden bir eylemin yetkili makamlara bildirilmesidir. Kural olarak burada yetkili makam Cumhuriyet Başsavcılıklarıdır. Bizim hukukumuzda ceza davaları yalnızca C. Savcıları tarafından açılabilmektedir. Bu nedenle mağdurların doğrudan mahkemeye başvurması mümkün değildir. Mağdurlar eylemi, Cumhuriyet Başsavcılıklarına bildirecek, soruşturmayı yürüten C. Savcıları işin gereğini takdir edecektir. Bu noktada öncelikle suç duyurusunun yalnızca niteliği itibariyle suç teşkil eden fiiller için söz konusu olabileceğini belirtmek gerekir.

Yayın yoluyla kişilik haklarına yapılan bir saldırının suç teşkil edebilmesi için bunun, ceza kanununda suç olarak düzenlenmiş bulunması gerekir. Bir eylem birçok kişilik hakkını zedeleyebileceği için eylemin içeriğine göre farklı suçların oluşması muhtemeldir. Başka bir değişle eylem iftira, hakaret, özel hayatın gizliliğine müdahale, tehdit, şantaj, haberleşmenin gizliliğini ihlal, özel hayatın gizliliğini ihlal, iftira, banka itibarını zedeleme, haksız rekabet vs. teşkil edebilir. Bir fiilin bunlardan birinin kapsamına girip girmediği ise ceza hukukunda suç unsurları bazında ayrıntılı incelemeyi gerektireceğinden burada hepsini ayrıntısı ile ele alamayacağız. Ancak bunların içeriklerine ilişkin kısa bilgiler verilmesi yararlı olacaktır:

Tehdit, bir kişiye bir kötülük yapacağının söylenmesi suretiyle onun korku içinde bırakılması bu suretle de onun huzursuz edilmesi ve belki de bazı şeyler yapmaya ya da yapmamaya mecbur edilmesidir. Örneğin kişinin öldürüleceğinin, hayatı dar edileceğinin, hapse attırılacağının vs. söylenmesi tehdittir. TCK 106. Maddesinde Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişinin cezalandırılacağını hükme bağlamıştır.

Şantaj bir kimsenin aslında yapmaya hakkı olduğu ve hatta bazen mecbur olduğu eylemleri yapacağından ya da yapmayacağından bahisle bu durumdan olumsuz etkileneceği kişinin kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya zorlanmasıdır. Örneğin bir makalede “eğer belediye başkanı bu paraları falanca vakfa bağışlamazsa ben bunları nasıl hukuka aykırı yollarla elde ettiğini açıklarım” şeklindeki bir yazı şantaj niteliğindedir. TCK’nın 107. maddesinde Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişinin cezalandırılacağı belirtilmiştir.

Hakaret kişiye haksız bir isnatta bulunulması veya sövülmesidir. Ceza Kanunumuzun 125. Maddesine göre Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi (…) cezalandırılır. Buna göre bir fiilin hakaret olabilmesi için ya kişiye onun onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da kişiye sövülmesi yani halk diliyle küfredilmiş olması gerekir.

Haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişinin telefon, mektup, faks, internet vs. yoluyla yaptığı haberleşme içeriklerinin ifşasını ifade eder. TCK’nın 132. Maddesine göre Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse …. cezalandırılır denilmektedir. Örneğin bir kimsenin telefon konuşmalarının kayda alınıp rızası olmadan bunların yayınlanması bu suçu oluşturur. Hatta bu fiilin basın yayın yoluyla işlenmesi cezanın daha ağır olmasını sonuçlayacaktır.

Kişinin özel hayatına ilişkin hususların yayınlanması da suçtur. TCK’nın 134. Maddesine göre kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimse,….. cezalandırılır denilmektedir. Bu noktada önemli olan bu görüntü ve seslerin ifşasında kamu yararı olmamasıdır. Bir kişi toplum nazarında göz önünde olsa bile tamamen gizli bir özel hayat parçası olduğunun da kabulü gerekir.Önemli olan bu sınırın doğru tespitidir.

İftira aslında onu işlemediğini bilmesine rağmen sanki işlemiş gibi kişiye suç isnat edilmesidir. Örneğin aslında böyle bir durum olmadığını bildiği halde bir kimsenin yolsuzluk yaptığı yönünde haber yapılması bu kapsamdadır. Ceza Kanunumuza göre Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi cezalandırılır.

Eğer eylemin bu belirttiğimiz suçları veya başka bir suçu oluşturduğu hususunda ciddi bir izlenim söz konusu olursa Cumhuriyet Savcısı işin gereğini araştırmaya başlayacaktır. Mağdurun sadece eylemi bildirmesi yeterlidir. Yoksa failleri, suçun işlendiği yeri veya zamanı gösterilmesi veya ayrıntılı bir hukuki değerlendirme yapılması şart değildir. Ancak Sürecin daha sağlıklı ve hızlı bir şekilde işleyebilmesi için suç duyurusu dilekçesi veya bildiriminin eylemi ve ilgili delilleri kolaylıkla ulaşılabilecek şekilde ortaya koyması yararlıdır.

Eğer suç şikayete tabi bir suç ise bu halde mağdur tarafından bulunulan suç duyurusu şikayet adını alır. Bunun en önemli sonucu şikayetin belirli bir süreye tabi olmasıdır. Gerçekten eğer suç şikayete tabi ise fiil veya failin öğrenilmesinden itibaren en geç altı ay içinde şikayette bulunulmazsa şikayet hakkı düşer. Şikayete tabi olmayan suçlar için ise genel dava zamanaşımı hariç bu tarz bir hak düşürücü süre şartı bulunmamaktadır. Bir suçun şikayete tabi olup olmadığı kanunda bu yönde bir ifade olup olmadığından anlaşılabilecektir. Kanunda suçun şikayete bağlı olmadığı açıkça belirtilmedikçe hiçbir suç şikayete tabi değildir. yukarıda belirttiğimiz suçlardan mesela hakaret suçu şikayete tabi bir suçtur.

C. savcısı işin araştırılması sürecinde kendiliğinden gerekli her türlü incelemeyi yapacaktır. Bunun için ilgili kurumlardan gerekli bilgileri alabilecek, tanık dinleyebilecek ve ilgili delilleri toplayabilecektir. Bunun yanında sanıkların ifadesini de alacak ve gerek duyması durumunda gözaltı kararı verebilecek, ilgili mahkemeden tutuklama, arama, bilgisayar ve kütüklerinde arama, el koyma gibi tedbirlerin uygulanması yönünde karar verilmesini isteyebilecektir. Bu süreçte mağdur yani kişilik haklarına saldırılan kimse de kanunun kendisine verdiği yetkileri kullanabilecek ve bu kapsamda bizzat veya avukatı aracılığı ile delillerin toplanmasını isteyebilecek, C. Savcısından belge örneği isteyebilecek, avukatı aracılığı ile el konuşan belgeleri veya eşyaları inceleyebilecektir.

C. Savcısı soruşturma sonucunda iki tür karar verebilir. Eğer toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Savcı, iddianame düzenleyerek mahkemeye sunacaktır. İddianame suç konusu olayı anlatan ve sanık hakkında hangi suça ilişkin kanun maddelerinin uygulanacağının gösterildiği bir evraktır. Bu evrakta kanunda aranan şekil koşulları mevcutsa iddianame mahkeme tarafından kabul edilir ve böylece kamu davası açılmış olur.

Eğer C. Savcısı suçun oluştuğu hususunda yeterli şüphe görmemiş veya eylemin zamanaşımına uğraması gibi nedenlerle dava açılamayacağı kanaatine varmışsa “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verecektir. Bu karar mağdura tebliğ edildikten itibaren 15 gün içerisinde o Cumhuriyet Savcısının nezdinde görev yaptığı Ağır Ceza Mahkemesine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanına itiraz edilmesi mümkündür. Bu itirazda C. Savcısının kararının yanlış olduğu gerekçeleri ile belirtilir. İtiraz makamı kararı inceleyerek ya itirazın reddine ya da kabulüne karar verecektir.

Eğer itiraz makamı olan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı itirazın reddine karar vermişse artık karar kesinleşmiş olup bu karara karşı başvurulabilecek olağan bir kanun yolu kalmamış demektir. Eğer itirazı haklı bularak kabul kararı vermişse, artık dosya kendisine gönderilecek olan C. Savcısı kamu davası açmak için iddianame düzenleyerek mahkemeye sunacaktır.

Kamu davası açılmasından sonra da mağdur sıfatına sahip olan kişi eğer isterse bu davaya katılabilir. Davaya katılma iddia makamı olan C. Savcısının yanında yargılama sürecine dahil olmayı ifade eder. Bu ihtimalde mağdur katılan, duruşmadan haberdar edilmesini isteme, tutanak ve belgelerden örnek isteme, varsa tanıkların davetini isteme ve eğer mahkemenin vereceği netice kararı doğru bulmazsa temyiz etme yetkisine sahiptir.

Ceza davalarında süreci hâkim kendiliğinden yani hiçbir talep olmasa da yürütür. Gerekli belgeleri toplar, sanığı sorgular, tanıkları dinler, gerekli kurumlardan bilgi alır ve neticede hüküm verir. Bu hüküm sanığın cezalandırılması yönünde olabileceği gibi beraatı veya ceza verilmesine yer olmadığına dair karar şeklinde olabilir. Belirttiğimiz gibi eğer mahkemenin verdiği bu karar uygun bulunmazsa C. Savcısı, sanık veya katılan tarafından temyiz edilebilir.