Medya Hukuku Açısından Koruma 3: Yayının Durdurulması

Kategori: Makaleler | Okunma: 3220

Kişilik hakları saldırıya uğrayan kimse ya da kimselerin medya hukuku açısından başvurabilecekleri bir diğer yol yayının durdurulmasıdır. Bu yayın durdurma, yazılı medya açısından toplatma, internet medyası açısından ise içeriğin yayından çıkarılmasıdır. Anlık yayın yapılması nedeniyle görsel-işitsel medyada yayın durdurma söz konusu değilse de yapılan yayının tekrarlanmasının önlenebilmesi mümkündür.

Medeni Kanunun 25. maddesine göre  “hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir”. Bu madde genel bir korunma öngörmüştür. Buna göre kişilik hakkı saldırıya uğrayan kimse bu saldırının aracı ve türü ne olursa olsun hakimden gerekli korunma tedbirlerini almasını isteyebilecektir. Aynı kanunun 25. maddesine göre ise Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir”. Bu hükmün basın açısından uygulanmasına herhangi bir engel yoktur. Ancak bunun için basın özgürlüğü ve özellikle bu kapsamdaki haber verme – alma hakkı ile ilgili dengenin kurulması gerekir.

Kanunda, MK. m.24-25’in ancak hukuka aykırı saldırılarla ilgili olarak uygulanabileceği belirtilmiştir. Basının haber verme hakkı ise bir hukuka uygunluk sebbei olup eğer eylem gerçekten bu kapsamda ise bu eylem artık “hukuka aykırı” olarak kabul edilemeyeceğinden MK. m.24-25’e göre hareket edilebilmesi mümkün değildir. Öyleyse hangi hallerde basının haber verme hakkının kötüye kullanıldığı veya bunun sınırlarının aşılarak eylemin hukuka aykırı hale geldiği tespit edilmelidir. Bu konuda Yargıtay oldukça önemli tespitlerde bulunmaktadır:

“Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.

Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir. Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır. Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukuki diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerin saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır”.

Bu çerçevede basının güncel, doğru ve kamu yararına yönelik olmayan haberler ve yazıları hukuka uygunluk ilkesinden yararlanamayacağından bunlara karşı hakimden hukuki korunma istenebilecektir. Bu çerçevedehakimden saldırı tehlikesinin önlenmesi, sürmekte olan saldırıya son verilmesi, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti istenebilecektir.

Saldırının önlenmesi kapsamında söz gelimi bir yazılı medya eserinin içeriği mesela reklam amacıyla henüz basılmadan kamuya açıklanırsa yayınlanacak olan o içerik nedeniyle hakları saldırıya uğrayan kimse bu yayının durdurulması istemli dava açabilecektir. Keza piyasaya sürülmüş bir dergi, arkiv veya kitap içeriği nedeniyle hakları zarara uğratılmış bulunan kimse bu eserlerin toplatılması istemli dava da açabilecektir. Söz konusu olan artık dağıtım aşaması sona ermiş günlük gazete ise kişi, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini talep edebilecektir.

Bu talepler asliye hukuk mahkemelerinden dava yoluyla istenebilecektir. Ancak bu sürecin özellikle ülkemizde oldukça uzun sürdüğü de gözden uzak tutulmamalıdır. Bu nedenle bir geçici önleme başvurmak oldukça yararlı olacaktır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuzda düzenlenen ihtiyati tedbir müessesesi bize bu konuda yardımcı olabilecek niteliktedir.

İhtiyati tedbir bir dava açılmadan önce veya dava ile birlikte mahkemeden gecikmesinde sakınca bulunan bir takım tedbirlerin istenmesidir. Burada amaç, dava sonucunda elde edilen hükmün anlamsız kalmamasıdır. Eğer dava sonuçlanıncaya kadar zaten önlenmesi istenen etki artık büyük oranda gerçekleşmişse dava sonucunda alınacak hüküm de anlamsız kalacaktır.

Basın yoluyla saldırılarda da yayının durdurulması istemli dava veya toplatma istemli davalar sonuçlanıncaya kadar saldırının devam etmesi durumu, zaten bu saldırının bir an önce durdurulması amacıyla açılacak olan bu davaların amacıyla bağdaşmayacaktır. Saldırının bir an önce durdurulması saldırıya uğrayanın kişilik haklarının korunmasına ilişkin Medeni Kanun hükümlerinin uygulanabilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.

Tüm bu nedenler açısından basın yoluyla yapılan saldırılarda saldırıya uğrayan eğer belirttiğimiz durumlar söz konusu ise mahkemeden saldırının durdurulmasını isteyebileceği gibi bunun için öncelikle bir ihtiyati tedbir de isteyebilir. Bunun için asıl davacının açılacağı mahkemeye bir ihtiyati tedbir davası dilekçesi verilmesi bu dilekçede saldırı ile ihtiyati tedbir nedenlerinin belirtilmesi ve mevcut delillerin eklenmesi ya da mahkemece gerekli yerlerden teminin talep edilmesi gerekli ve yeterlidir. İhtiyati tedbir kararı diğer taleplere nazaran oldukça çabuk verilebilmektedir. Bu nedenle bunun takip edilmesi ve kararın verildiği (dikkat edilirse bu kararı verildiğinin öğrenildiği değil, “kararın verildiği”) tarihten itibaren on gün içinde hem bu kararın icra edilmesi yani gerekli işlemlerin yapılabilmesi için dilekçenin verilmesi ve hem de asıl davanın bu süre içinde açılması gerekir aksi halde ihtiyadi tedbir hükümsüz kalacaktır.

Yayının durdurulması özellikle internet hukuku açısından önemlidir. Zira İnternet medyası, internet sitelerinden oluşmakta olup en karmaşık, sınırları ve kontrolü en zor medya alanı olarak ifade edilmektedir. Görsel-işitsel medya ve Yazılı medyanın aksine İnternet medyasına dahil olabilmek için ciddi bir ekonomik varlığa gereksinim duyulmamaktadır. Bunun neticesinde herkes site sahibi olabilmekte olup bu da otokontrolü güçleştirmektedir. Ayrıca kopyala-yapıştır şeklindeki yayınların yapılması nedeniyle site içeriğinde bulunan herhangi bir yayın kısa bir süre içerisinde yüzlerce diğer site içeriğinde de yayınlanmaya başlanmaktadır. Yazılı medya ile görsel-işitsel medyadan farklı olarak internet medyasında haberler çoğu zaman kalıcı olmaktadır. Yani bir haber içeriği değiştirilmediği sürece yıllarca aynı şekilde kalabilmekte, insanlar bunlara aradan yıllar geçmesine rağmen ulaşabilmektedir. Bu arada haber içeriğinin yanlış olduğu ispatlansa bile artık yüzlerce siteye yayılmış bu içeriğin ilk hali sanki doğruymuş gibi muhafaza edilecek ve yıllar sonra bu haberi okuyan ve olayın neticesinden haberdar olmayan kişi haber içeriğinin bu şekliyle doğru olduğunu zannedecektir. Yine, arama motorları sayesinde artık sadece ekrana isim girilmesi bile yüzlerce eski haberi kişilerin bilgisine sunmaktadır.

Yukarıda belirttiğimiz haber esasları internet medyası için de geçerlidir. Bu esaslara aykırı yayınların durdurulması için de yine MK. M.24’deki “hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir”. Ve 25’deki Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir” hükümlerine gidilebilmesi imkan dahilindedir. Bazı uygulamalarda hatalı bir şekilde “5561 sayılı özel yasanın 9. Maddesi uyarınca İnternet Erişimini kısıtlamaya, internet yayınını durdurmaya, İnternet yayınını engellemeye dair kararlar Sulh ceza Mahkemeleri tarafından verilebileceğinden, bu durumlara ilişkin tedbir işlemi asliye mahkemelerince yapılamayacağı” söylenmekteyse de bahsi geçen 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 1. Maddesinde kanunun amaç ve kapsamının içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usulleri düzenlemek” olduğu açıkça belirtilmiş, bu “belirli suçlar” ise aynı kanunun 8. Maddesinde sınırlı olarak katalog halinde sayılmış ve aynı maddede “İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesine karar” verilebileceği belirtilmiştir. Şu halde bu kanun yalnızca belirli suçlar açısından uygulanabilir durumda olup bu suçlar arasında dava dilekçemizde bahsi geçen “iftira” ve “hakaret” fiilleri yer almamaktadır. Bu fiiller, 5651 sayılı Kanun’un kapsamında olmadığından bu kanuna dayanarak Sulh Ceza Mahkemesine başvurabilmesi ve esasen bu mahkemenin görevli olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Nitekim bu kanun, kişilik haklarına vaki haksız bir saldırının önlenmesi hususunda Medeni Kanun m.24-25 ve Borçlar Kanunu m.41’in getirmiş olduğu imkanları bertaraf eder nitelikte değildir.

Öyleyse internet yoluyla yapılan saldırılırda da yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesine başvurularak saldırının önlenmesi ve bunun öncesinde bir ihtiyati tedbir olarak erişimin engellenmesi istenebilir. Burada da internetteki yayınlar yoluyla kişilik haklarına yapılan saldırılarda saldırıya uğrayan eğer yukarıda yazılı medya için belirttiğimiz durumlar burada da söz konusu ise asıl davacının açılacağı mahkemeye bir ihtiyati tedbir davası dilekçesi verilmesi bu dilekçede saldırı ile ihtiyati tedbir nedenlerinin belirtilmesi ve mevcut delillerin eklenmesi ya da mahkemece gerekli yerlerden teminin talep edilmesi gerekli ve yeterlidir. İhtiyati tedbir kararı diğer taleplere nazaran oldukça çabuk verilebilmektedir. Bu nedenle bunun takip edilmesi ve kararın verildiği (dikkat edilirse bu kararı verildiğinin öğrenildiği değil, “kararın verildiği”) tarihten itibaren on gün içinde hem bu kararın icra edilmesi yani gerekli işlemlerin yapılabilmesi için dilekçenin verilmesi ve hem de asıl davanın bu süre içinde açılması gerekir aksi halde ihtiyadi tedbir hükümsüz kalacaktır. bunun icrası için kararı veren mahkemeden kararı Telekomünikasyon İletişim Daire Başkanlığına göndermesi istenebilecektir.

Radyo-televizyon açısından anlık yayın yapılması nedeniyle yayın durdurma söz konusu değilse de yapılan yayının tekrarlanmasının önlenebilmesi mümkündür. Bunun için de aynı şekilde bir ihtiyadi tedbir talepli kişilik haklarına vaki haksız saldırının önlenmesi davası açılabilmesi mümkündür. Bu davada da yukarıda belirttiğimiz tüm usul aynı şekilde işletilir.