Yargıtay Kararları

Kategori: Yargıtay Kararları

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
2001/2560E. 2001/3615K. 10.4.2001 Tarih

YAYIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI / BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Taraflar arasındaki yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 31.10.2000 gün ve 2000/6559-2000/9468 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davacılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK.nun 440-442. maddeleri uyarınca hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldın nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacılar vekilinin temyizi üzerine Dairemiz Kurulunca onanmıştır.

Davalılar vekilinin karar düzeltme istemi üzerine dosya yeniden incelenmiştir.

Temelini Anayasanın 28. maddesinden alan basın özgürlüğü sınırsız olmayıp özel hukuk alanındaki sının MK. nun 24 ve BK. nun 49. maddeleridir. Haber verilirken veya eleştiri yapılırken kamu yaran, toplumsal ilgi ve güncellik olmalı, konu ile ifade arasında düşünsel bir bağ bulunmalı, öz ile biçim arasında bir denge sağlanmalıdır. Konu ile ilgisi olmayan yersiz ve gereksiz sözler ile küçültücü, incitici suçlayıcı ifadelerden kaçınılmalıdır.

Somut olayda, davalıya ait televizyon kanalında 9.7.1998 tarihinde yapılan yayında, Ö.. Gazetesinin aynı günlü sayısında yayınlanan "Ya bankacı ol ya gazeteci", "Bir kartel medyasının çirkin yüzü, Maliye Bakanı göreve", "Dinç'e mal varlığı tokatı" başlıklı yazılar okunmuş, " medya ahlaksızlığı" başlıklı yazı ise hem okunup hem ekranda gösterilmiştir. Yazılarda, "...Z. M.'nun dillere destan zenginliği, medya çalışanları tarafından alay konusu yapılıyor. Yakın bir zaman öncesine kadar Murat 124 marka arabasından başka bir mal varlığı bulunmayan Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Z M'nun birdenbire zenginleşmesinin arkasındaki kaynak merak edilmeye başlandı. Sabah'ın eski bir muhasebe elamanı da, M'nun maaşını maliyeye eksik bildirerek vergi kaçırdığım iddia etti. Sabah'ın eski muhasebe elemanı Mutlu'nun malvarlığının kaynağı araştırıldığında nasıl servet edindiğim ispatlayamayacağını söyleyerek, şirket tarafından ödenen gelir vergisi stopajlarına bakıldığında Z. M'nun hala yerli bir otomobilden başka otomobile sahip olamayacağı açıkça görülür ifadesini kullandı...Maliye Bakanından, bu hükümet döneminde hasıraltı edilen Dinç Bilgin'in suç dosyalan hakkında açıklama bekliyoruz. Aksi takdirde Bilgin'in Bosluscani'nin akıbetine uğrayacağını ve Bakanlığıma zan altında kalacağına dikkat çekiyoruz. Bilgin'i kimler korudu? Ö.. Gazetesi olarak, Maliye Bakanından S.., Y..Y.. Gazeteleri ve A.nin sahibi, E'ın %50 ortağı D.B .hakkındaki iddialara açıklık getirilmesini istiyoruz. Bilgin'in hasıraltı edilen suç dosyalan hakkında acilen açıklama yapmasını bekliyoruz" denmiştir. medya Ahlaksızlığı başlıklı yazıda ise; hiçbir dönemde medya nın bu kadar kirlenmediği, yalan, ahlaksızlık, iftira ve başka hesaplarla kamuoyu oluşturma çabalarının bugün olduğu kadar medya yı teslim almadığı, medya nın gündemi belirlediği, hükümeti yönlendirdiği, sanki bu ülkenin düşmanlarının Türkiye'yi teslim almaya çalıştığı, toplumun kültür, ahlak ve değerlerine saldırıldığı, bir avuç azınlık, bir avuç dönmenin ellerindeki kitle iletişim kanallarıyla ruhumuzu ve kimliğimizi teslim almayı hedefledikleri, Selanik'te gazete çıkarıp Milli Mücadele aleyhine yayınlar yapan, Yunanlılara alkış tutanların torunlarının sahnede olduğu kudurmuşlukla bu ülkenin topraklarına salya saçtıkları, değişik işgal senaryoları olduğu yazıldıktan sonra, "defolup gidecekler. Bu topraklar dönmelerin ve Sebetay Sevi'nin torunlarının ihanetini bundan fazla kaldıramaz. Karısının, kızının, oğlunun ve damadının iğrenç ve çarpık cinsel hayatları ortadayken, büyük bir aymazlıkla sağa-sola salya saçanların bunların sonuçlarına katlanmaları gerekir. Sapkınlık fantezilerini tatmin için ithal sapık arayışına girenlere milletimizin daha fazla tahammülü kalmamıştır. Eline bir iki gazete ve televizyon geçirip üçbuçuk koministle ittifak yaparak, bu ülkeye hizmet etmiş insanları ve kurumları karalayanların akibetleri, Yunanlı atalarından farklı olmayacaktır. Paçavra gazeteleri ve kanalizasyon haline gelen televizyonları ile birlikte defolup gideceklerdir...Tıpkı babalarının, dedelerinin Yunanlı atalarının gittikleri gibi" denilmiştir. Televizyonda "Talancılar arasında yapılan anket. Yeni Yüzyıl tarafından yayınların strateji-Mori'nin anketinin talancılar arasında yapıldığı öğrenildi..." sözleri de alt yazı olarak geçilmiştir.

Bu sözlerle haber verme ve eleştiri sınırlan aşılarak kişilik haklarına saldırıda bulunulmuştur. Haberin verilmesinde kamu yaran varsa da, haberin veriliş biçiminde özle-biçim arasındaki denge bozulmuştur. Kullanılan sözcükler, konunun gereği kullanılması zorunlu olmayan, amaç bakımından olduğu kadar araç yönünden de aşırıya kaçan, gereksiz sözcüklerdir. Bu nedenle hukuka aykırılık mevcuttur. Öte yandan, televizyon kanalında aynen verilen yazılar nedeniyle Öncü Gazetesi sahip, sorumlu yazı işleri müdürü ve yazan hakkında açılan davada, davanın kısmen kabulüne ilişkin Şişli Asliye 5. Hukuk Mahkemesinin 1998/682 esas, 1999/1136 karar sayılı kararı Dairemizce onanmıştır.

Davacıların kişilik haklarına saldırıda bulunulması nedeniyle uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, Dairemiz onama kararı kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 31.10.2000 gün ve 6559/9468 sayılı onama kararanın kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacılar yararına takdir edilen 65.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davalı şirkete yükletilmesine ve davacılardan önce alınan onama harcı ile peşin alınan red karar harcının istek halinde geri verilmesine 10.4.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
2001/2702E. 2001/6780K. 25.6.2001 Tarih

(BASIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI)

Davacı Türkan ..... ve M ...... vekili tarafından, davalı B..... Yayıncılık AŞ ve diğerleri aleyhine 21.7.2000 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle 5er milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; 2,5ar milyar manevi tazminatın davalılardan alınmasına dair verilen 14.12.2000 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve davalılar vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

  1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı Mehmet Berberinin temyiz itirazları reddedilmelidir.
  2. Davalıların davacı T ....... hakkındaki temyiz itirazlarına gelince; dava yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
    Davacı vekili 16.6.2000 günlü S..... Gazetesi Başkent Ekinde davalı Cüneyt ........ tarafından kaleme alınan Mapus Günleri başlıklı yazıda müvekkili Türkan Berber hakkında gerçek dışı iddialarda bulunulduğunu ileri sürmüştür.

    Davalılar vekili yazıda belirtilen hususların yazının yayınlandığı tarih itibariyle görünüşteki gerçeğe uygun olduğunu, basının haber verme hakkını kullandığını savunmuştur.

    Mahkemece, toplanan kanıtlara, yazıda geçen sözler ve beyanlara göre davacının kişilik haklarına saldırıldığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Anayasanın 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğünün amacı kamunun ilgisini çeken olaylarda toplumun bilgilendirilmesini sağlamaktır. Bu nedenle bazı durumlarda basın özgürlüğü ile kişilik hakları çatışabilir. Bu çatışma halinde haberin verilmesinde hukuka uygunluk sınırları içinde kalındığı taktirde basının sorumluluğundan söz edilemez. Bir haberin verilmesinde gerçeklik, kamu yararı, güncellik, öz ile biçim arasında denge kuralları ihlal edilmemiş ise haberin hukuka uygun olduğu gerek yargısal kararlarda gerekse bilimsel görüşlerde kabul edilmektedir. Haber verme hakkının sınırlarının belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan gerçeklik somut gerçeklik olmayıp haberin verildiği andaki olayın beliriş biçimine uygunluk olarak anlaşılmaktadır. Basına somut gerçeği araştırma gibi bir görev yüklenmemiştir.

    Dava konusu yazıda, davacı T B...in öğrencisi Gözde ...ı dövdüğü ve aşağıladığı ve bu nedenle davacı ile tartışan Gözdenin babası olan Erhan ...ın tutuklandığı belirtilerek, bu tutuklanmanın nedeni olarak davacı T. ...in eşinin adliyede hakim sıfatıyla görev yapması gösterilmiştir. Dosya içinde bulunan öğrenci Gözde ...rın yaralanmasına ilişkin 8.6.2000 günlü geçici rapor ve diğer raporlar, Çankaya Kaymakamlığının yapılan inceleme sonrasında alınan ifadelerden davacının öğrencisi Gözdeyi dövdüğü, aşağıladığı ve hakaret ettiği iddialarının doğruluk kazandığı gerekçesiyle davacı hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin 25.7.2000 günlü kararı, öğrenci velisi Erkan A...rın yargılandığı Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 2000/651 esas sayılı dosya içeriği karşısında yazıda dile getirilen hususların o anda görünen gerçeğe uygun olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu hali ile yazı yayın tarihinde haber verme sınırları içinde kalıp hukuka uygundur.

    O halde davacı Türkan ...ın isteminin tümden reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

  3. Davalıların diğer davacı Mehmet ... re yönelik temyiz itirazına gelince;
    Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nısfetle hüküm vereceği Medeni Kanunun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

    Yayına konu olan olayın gelişimi, yazıda kullanılan sözcükler ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde hükmedilen manevi tazminat fazladır. Daha alt düzeyde tazminata hükmedilmelidir.

    Ayrıca davacı manevi tazminatın yanında karar özetinin de yayınına karar verilmesini istemiş, mahkemece bu istem de kabul edilmiştir. Borçlar Kanununun 49. maddesinde hakimin tazminatın ödenmesi yerine diğer bir yaptırıma veya ilave bir yaptırımı öngören bir karar verebileceği gibi, saldırıyı kınayan bir hükümde kurabileceği öngörülmüştür. Medeni Kanunun 4. maddesinde ise yasanın takdir hakkı tanıdığı durumlarda hakimin somut olaydaki olguları gözeterek hak ve adalete göre karar vereceği düzenlenmiştir. Davaya konu olayda, mahkemece istenen tazminatın kısmen hüküm altına alınması ile davalıların eylemlerinin sabit olduğu belirlenmiş, böylece hukuka aykırılığın saptanmış olması ve hem de yararına tazminata hükmedilmekle davacının tatmin duygusu sağlanmış bulunmaktadır. Somut olayın özelliğine, haberin verilişinden bu yana uzun bir sürenin geçmiş bulunmasına ve Borçlar Kanununun 49/2. maddesindeki ölçüler esas alındığında ayrıca yayına da karar verilmiş olması uygun değildir.

    Bu yönlerin gözetilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir.
    Temyiz olunan kararın yukarıda ( 2 ve 3 ) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle davalılar  yararına BOZULMASINA, davacı Mehmet ...in temyiz itirazlarının yukarıda ( 1 ) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine, bozma nedenine göre davacı Türkan ...in temyiz itirazları ile davalıların Türkan Berber aleyhine olan diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25.06.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

    KARŞI OY : Çoğunluğun bozma kararının 3 nolu bendine katılamıyorum.

    Zira davacı Türkan ...e yönelik bozma gerekçesi aynen davacı Mehmet ... bakımından da gerçekleşmiş bulunmaktadır. Diğer bir anlatımla dava konusu yayın davacı Mehmet Berber yönünden de hukuka uygun bulunduğundan her iki davacının davasının da reddedilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan bozma kararının 3 nolu bendine bu nedenle katılamıyorum. 25.06.2001

    KARŞI OY : Gerçekliği kanıtlanmamış haber abartılı biçimde verilmiştir. Bu bakımdan yerel mahkemenin hukuka aykırılığı tesbit etmesi uygun olduğu halde, aksinin kabulü ile davacı Türkan Berber hakkındaki kararın bozulmuş olmasına katılamıyorum. 25.06.2001

T.C.
YARGITAY
4. Hukuk Dairesi

2005/3738E. 2006/7165K. 13.06.2006 Tarih

Davacı H. vekili Avukat M. tarafından, davalı H. Gaz. Mat. A.Ş. aleyhine 23.6.2004 gününde verilen dilekçe ile Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan doğan 15 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın 10 milyar lira üzerinden kısmen kabulüne dair verilen 30.12.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminata ilişkindir.

Davacı vekili, davalı gazetenin 15/10/2003 tarihli nüshasında yayınlanan B. …'ne olduğunu açıkça ortaya koymaktadır" başlıklı yazıda gerçek dışı beyanlarla ağır isnat ve ithamlarda bulunduğunu müvekkilinin kişilik haklarına ağır saldırıda bulunulduğunu ileri sürmüştür.

Davalı vekili ise dava konusu yazının, … Genel Başkanı D. B. 14/10/2003 günü TBMM çatısı altında gerçekleştirildiği Grup Toplantısında yapmış olduğu konuşmanın kamu oyuna duyurulması niteliğinde bulunduğunu, davacının Eğitim Bakanı olup Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan 2547 sayılı yasada değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısının TBMM'de görüşülmesi aşamasında bu konuşulanın yapıldığını, siyasi içerik taşıyan bu eleştirilerin duyurulmasında kamu yararı bulunduğunu ve haber niteliğini taşıdığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, yazıda yer alan bazı cümlelerin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Basın özgürlüğü. Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1 ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir, Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güven altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı, toplumun sağlıklı, mutlu güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretime, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması-genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. BasınÖzgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda, hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Dava konusu yazı; ana muhalefet partisi olan … Genel Başkanının parti grup toplantısında söylediği sözlerin yorum katılmaksızın aynen verilmesinden ibarettir. Muhalefet liderinin bir yasa tasarısı hakkındaki görüş ve eleştirilerinin açıklanmasına ilişkin sözlerinin basın ve yayın organlarınca kamuoyuna duyurulmasının basının Anayasa ile düzenlenmiş bulunan haber verme hakkı kapsamında kaldığı kuşkusuzdur. Aksinin kabulü, muhalefet liderinin sözlerinin basın ve yayın organlarınca sansür edilmesi sonucunu doğurur. Böyle bir uygulama ise demokratik toplumlarda kabul edilebilir bir durum değildir. Muhalefet liderinin söylediği sözler açıkça hakaret içermediği takdirde basının bu sözleri aynen yayınlaması basının haber verme hakkı kapsamında kalacağından hukuka aykırılık içermemektedir. Şu durumda davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13.6.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

2006/4-540 E. ve 2006/601K. 27.09.2006 Tarih

Taraflar arasındaki "manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 8.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.03.2004 gün ve 2003/56 E- 2004/102 K.sayılı kararın incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 14.03.2005 gün ve 2004/8402-2485 sayılı ilamı ile; (...Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar ve davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.

Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İştebasının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.

Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.

Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.

Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.

Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.

Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basınsorumlu tutulmamalıdır.

Davaya konusu "Yeniçağ Gazetesi'nin" 22.01.2003 tarihli sayısı 9.sayfada yer alan haberde "Provokatör Zapsu hedef gösterdi, Erdoğan'ın sağ kolu Cüneyt Zapsu, haddini aşarak Cumhurbaşkanı Denktaş'ı hedef gösterdi" başlığı altında, davacının daha önce Akşam Gazetesine verdiği röportajda söylediklerinin eleştirisi yapılmıştır. Dosyada bulunan 21.1.2003 günlü Akşam Gazetesi'nde yer alan röportaj incelendiğinde; davacının, "Denktaş'ın evini bugün Türk askeri koruyor. Yarın çözümsüzlükten sabrı taşan Kıbrıslılar onbinler halinde yürüyüp, Denktaş'ın evinin önüne gelmeye kalkarsa askerle çatışmak zorunda kalacak" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacının halkla, Cumhurbaşkanının ve ordunun karşı karşıya gelip çatışabileceği şeklindeki bu öngörüsünün gerçekleşmesi durumunda çok ciddi sonuçlar doğabilecektir. İşte dava konusu yayınla bu ifadelerin yanlışlığı ve doğuracağı sonuçlar tartışılıp eleştirilmiştir. Davacı beyanları gözetildiğinde yapılan yayının habercilik ilkelerine uygun olduğu sonucuna varılmalı ve bu nedenle davanın reddine karar vermek gerekirken, mahkemece, kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalılar vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. Maddesi gereğince

BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 27.09.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Davacı Hasan Cüneyt Zapsu, Adalet ve Kalkınma Partisinin Kurucular Kurulu Üyesi ve aynı partinin Genel Başkan Yardımcısıdır. Davacı taşıdığı bu siyasi kişiliğiyle Akşam Gazetesinin 21.01.2003 tarihli nüshasında Annan Planı ve Kıbrıs'daki gelişmelerle ilgili açıklamalarda bulunmuştur. Davalı Ahmet Çelik'te diğer davalı Yeniçağ Gazetesinin 22.01.2003 tarihli nüshasında davacının görüşlerine yer vererek adı geçene "provokatör Zapsu hedef gösterdi" başlığı altında bir yazı yazarak bir takım görüşlere yer vermiştir.

Davacı, davalılar tarafından yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıldığını açıklayarak manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 28. maddesine göre basın hürdür. Yine 5680 sayılı Basın Kanununun 1. maddesi de basının özgürce yayın yapmasını güvence altına almıştır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemlerden farklılık taşır. Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Basın hürriyetini düzenleyen 28. maddesinin 3.fıkrası, Basın hürriyetinin sınırlanmasında Anayasanın 26. maddesi hükümlerinin uygulanacağını belirtmiştir. Anayasanın 28. maddesinin atıf yaptığı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26. maddesinin 2.fıkrası da "…başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının …" korunması amacıyla sınırlandırma yapılabileceğini göstermektedir. Bundan dolayıdır ki Basın, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermek Anayasanın temel hak ve özgürlükler bölümünde yer alan hükümlerine ve TMK.nun 24 ve 25. maddesinde ve özel yasalarda güvence altına alınan kişilik haklarına saldırı da bulunmama mecburiyetindedir.

Davacının Akşam Gazetesinde 21.01.2003 günü yaptığı siyasi açıklamalar davalı gazeteci Ahmet Çelik ve toplumun büyük bir kesimi tarafından benimsenmeyebilir. Ancak davacı bu konuşmasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 25 ve 26. maddelerine uygun bir biçimde düşüncelerini açıklamıştır. Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının anılan bu hükümlerine göre; herkes düşünce, vicdan, din ve kanaat hürriyetine sahiptir. Ayrıca kişiler düşünce ve kanaatlerini açıklama ve de ifade etme hürriyetine de sahiptirler. Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini kabul etmiş ve 08.08.1949 tarihinden geçerli olmak üzere de Avrupa Konseyi Üyesi olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesine göre usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Bu nedenle düşünce ve ifade hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Kanunlarla korunmaktadır. Davacının bu yasal düzenlemeler çerçevesinde bir partinin Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla siyasi bir kişilik olarak düşüncelerini ifade etmiş olmasından dolayı kınanıp kamuoyu önünde küçük düşürülmesi doğru olmamıştır. Düşünce özgürlüğünün en önemli unsuru serbestçe açıklanabilmesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi öteden beri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinin sağladığı korumanın yalnızca sorunsuz olarak kabul edilebilecek düşünceler için değil, fakat aynı zamanda Devleti veya halkın bir bölümünü incitici veya rahatsız edici düşünceler içinde geçerli olduğunu vurgulamaktadır. Düşünce açıkça dışarıya ifade edilmedikçe anlamsızlaşır. Düşünceyi açıklama özgürlüğü, aynı zamanda başkalarının öğrenme ve bilgilenme haklarının kaynağıdır. Bu kaynak, bu haklardan en çok istifade etmesi gereken Basın tarafından hakaret ve küçük düşürme yoluyla tıkanmamalıdır. Serbest bir kamuoyu oluşturmak bütün tercihlerin özgürce tartışılmasını sağlamakla mümkündür.

Davacı tarafından yapılan açıklamaları benimsememek davalılara yayın yoluyla hakaret hakkı vermez. Kişilik hakları ve kişiliğin korunmasının dayanağı Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 12 ve 17. maddelerine göre; herkes, kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı vardır. TMK.nun 24. ve 25. maddeleriyle, BK.41. maddesi bu hakkı koruma altına almış, kişilik hakkı zedelenen kimselerin başvuracağı yasal yolları düzenlemiştir.

Davalılardan Ahmet Çelik'in Yeniçağ Gazetesinin 22.01.2003 tarihli nüshasında davacıya "provokatör Zapsu hedef gösterdi" demesi davacının yaptığı konuşmayı eleştirme amacını aşmıştır. Provokatör sözcüğü süreklilik taşıyan bir tanımlamadır. Anarşist, terörist gibi sıfatlardan olup kişiyle sürekli bağdaştırılmak istenen bir anlatımdır. Davacının sözleriyle kışkırtmada bulunduğunun söylenmesi geçici bir anlam taşırken, provokatör tanımlaması bu kişi hakkında çıkacak her olayla ilgilendirilebilecek bir benzetmedir. Yazıda yer alan bu sözlerle anlatılmak istenen konu arasında, başka bir deyişle konuyla ifade (özle biçim) arasında bağlılık yoktur. Davalılar anılan bu sözleri kullanmadan da davacıyı eleştirebilir, onun gerçek niyetlerini kamuoyuna duyurabilirler. Esasen davalı gazeteci kaleme aldığı yazısında hakaret içeren sözler dışında amacına da ulaşmıştır. Yine tazminat hukuku ilkelerinden olan eleştiri hakkı, kamuoyunun olumlu yönde oluşması ve toplumun daha ileriye götürülmesi amacıyla kullanılmalıdır. Davaya konu yazıda eleştiri hakkı sınırları aşılarak davacı kamu oyunda küçük düşürülmüş, nezaket sınırları ve amaç aşılmış, haksız bir kötüleme sergilenerek davacının manevi varlığı zedelenmiştir. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulamaz. Hele düşüncesini açıkladı diye kınanamaz, hakarete uğrayamaz. Kişinin manevi varlığı; onun duygu ve düşünce dünyası, haysiyeti, şerefi, ün ve saygınlığı kamu içindeki durumu olup mutlak suretle korunmalıdır. Davacının bu açıklamalar karşısında manen zarara uğratılmadığı söylenemez.

Mahkemece davacıya hitaben söylenen sözler ve bu sözlerle güdülen amaç dikkate alınarak 3.000 YTL. Tutarında kısmi bir tazminata hükmedilmiştir. Hakimin bu taktiri makul düzeydedir. Yerel mahkemenin eski hükümde direnmesi doğru olup mahkeme kararı onanmalıdır. Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunun Bozma yönündeki görüşlerine katılmıyorum. 27.09.2006

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

2007/4-65E. 2007/70K. 20.03.2007 Tarih

Basın yoluyla sövme suçundan sanık Cafer Şengör ve Mehmet Özcan'ın beraatlarına ilişkin Bağcılar 2. Asliye Ceza Mahkemesince 29.11.2004 gün ve 3803-3069 sayı ile verilen kararın katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 15.01.2007 gün ve 12256-120 sayı ve oyçokluğuyla hükmün onanmasına karar verilmiş; Daire Üyelerinden C.Aras ise, "Anayasanın 128 ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesiyle güvenceye alınan "Basın Özgürlüğü" toplumun sağlıklı, huzurlu, mutlu ve güven içinde bir yaşam sürdürülebilmesi için gerekli olan bilgiye sahip olmalarını sağlamak, toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konulardan haberdar etmeye yöneliktir.

Bu nedenle basının olayları izleme, araştırma, değerlendirme, eleştirme ve yönlendirme suretiyle kişileri ve toplumu bilgilendirme ve aydınlatma yetkisinin yanında sorumluluğu da mevcuttur. Ancak basın bu hak ve sorumluluğunu kullanırken hassas dengeyi korumak hukuk düzeninin sınırladığı çizginin dışına taşımamak, Anayasanın "Temel hak ve ödevler" başlığı altındaki 24, 25 ve 26. maddelerinde güvence altına alınan din ve vicdan hürriyeti, düşünce ve kanaat hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hak ve hürriyetiyle çelişmemek, anayasal teminata bağlanan bu haklara saldırı niteliği taşımamak yükümlülüğü altındadır.

Eleştiri herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Eleştiri bir zihin faaliyetidir ve zor bir sanattır. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.

Akit Gazetesi yazarı olan sanık Cafer Şengör'ün aynı gazetenin 08.03.2002 tarihli nüshasının 14. sayfasında "kara Zekeriya'nın dikkatine" başlığı altında yayınlanan yazıda Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olan katılanın 01.03.2002-02.03.2002 tarihli gazetelerde kendi yetki ve uzmanlık alanına giren bir konuda kurban kesme ile ilgili olarak açıkladığı görüş ve düşüncesinden dolayı onu hedef alarak, "Biliyorsan konuş, bilmiyorsan sus adam desinler...", "bu insanların tel örgü çektirip başörtülü öğrencileri okula almayan din bezirganlarından öğreneceği hiçbir şey yoktur ...", "Erkekliğiniz varsa bu ülke ekonomisini Cottarelli eniştenizin elinden kurtarın" gibi ölçüsüz şekilde karalayıcı, kışkırtıcı ve suçlayıcı sözlerin ağır eleştiri sınırlarını aşarak onu halk nazarında suçlaması, karalaması ve küçük düşürmesi nedeniyle basın yoluyla hakaret suçunu oluşturacağı, toplumda sürekli göz önünde olan medyatik kişilerin ağır eleştirilere diğerlerine nazaran biraz daha fazla katlanma zorunluluğu olduğu kabul edilse dahi kendisi gibi düşünmeyenlere görüş ve düşüncelerinden dolayı hakaret etme hakkını vermeyeceği, basın özgürlüğü kalkanı arkasına gizlenerek kişileri karalamak, aşağılamak, kötülemek, asılsız suçlamalarda bulunmak veya ölçüsüz şekilde kınamak, küçük düşürmek bu hakkın açıkça kötüye kullanılması anlamını taşıdığından hukuk düzenince koruma görmeyeceği görüş ve düşüncesiyle sayın çoğunluk kararına katılmıyorum" görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 02.03.2007 gün ve 158616 sayı ile;

"Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesi ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasında, sanık Mehmet Özcan hakkında verilen beraat kararına ilişkin bir uyuşmazlık söz konusu değildir.

Yüksek Daire ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki ihtilaf, sanık Cafer Şengör'ün kaleme aldığı yazının; eleştiri ve basın özgürlüğü sınırlarını aşıp aşmadığı ile müdahilin kişilik haklarına saldırı ve hakaret niteliğinde olup olmadığına ilişkindir.

Suça konu yazının hemen başlığında, soyadı "Beyaz" olan katılana "Kara" yakıştırması yapılarak; karanlık iş/düşünce vs. ima edilmesi,

Yazı içeriğinde de: "... bilmiyorsan sus, adam sansınlar ..." sözünün mefhum-u muhalifi itibariyle, "sen adam değilsin" biçiminde aşağılayıcı ifadeye yer verilmesi,

Türk Dil Kurumu verilerine (internet) göre, "1- Tüccar, 2- Alışverişte çok karlı amacı güden, 3- Yahudi, 4- Mesleğini sadece kazanç için kullanan kimse" anlamlarına gelen "... din bezirganı ..." gibi alaycı ifade kullanılması,

"... erkekliğiniz varsa ..." türü ölçüsüzce ve tahrik edici anlatımlarda bulunulması,

Yazı bütün olarak değerlendirildiğinde de, katılanın küçük düşürülüp; aşağılandığı hemen ilk bakışta dikkat çekmekte olup, hakaret suçunun koruduğu hukuki yararın ihlal edildiği anlaşılmaktadır.

Açıkladığımız hususlar göz önüne alınarak, sanığın kaleme aldığı yazıda seçilen bazı sözcükler ve yazının bütünü değerlendirildiğinde; eleştiri ve düşünceyi açıklama özgürlüğü sınırlarının aşıldığı kabul edilerek mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken, Yerel Mahkemece verilen beraat hükmünün Yüksek Dairece onanması kararında isabet bulunmamaktadır" görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının sanık Cafer Şengör hakkındaki onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün bu sanık yönünden bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Akit Gazetesinin 08.03.2001 tarihli nüshasında sanık Cafer Şengör imzasıyla yayımlanan yazının tam metni;

"Kara Zekeriya'nın dikkatine;

Sayın Zekeriya Beyaz. Sen 'biliyorsan konuş, alim sansınlar; bilmiyorsan sus, adam sansınlar' Bu insanlar hangi hayvanlardan kurban olup olmadığını senden iyi biliyorlar. Bunları oturup tartışalım diyorsun, senin önce oturduğun koltuğu, işgal ettiğin makamı tartışmak lazım. Sen oraya nerden geldin? Seni kimler getirdi, görevin nedir? Onu tartışalım. Bu insanların okul kapısına tel örgü çektirip başörtülü öğrencileri okula almayan din bezirganlarından öğreneceği hiçbir şey yoktur. Sende zerre kadar Allah korkusu varsa, çıkıp insanların kafasını karıştırma. Bu ülkede Allah'ın emirlerine yasak koymakta üzerine olmayanlar, ülke yönetimine gelince ustalıklarını gösterememiş, ülkeyi açlığa, yokluğa, sefalete, bataklığa sürüklemişlerdir. Eğer bir marifetiniz, ustalığınız, erkekliğiniz varsa, bu ülke ekonomisini Cottarelli eniştenizin elinden kurtarın." şeklindedir.

Sanık Cafer Şengör hakkında bu yazı nedeniyle basın yoluyla sövme suçundan açılan kamu davasında beraat kararı verilen olayda Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında çözümü gereken hukuki uyuşmazlık, yüklenen basın yoluyla sövme suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır.

Geneli ilgilendiren yada ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa'nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada "küçültücü" sözlerin kullanılmaması gerekir.

Somut olayda sanık tarafından kaleme alınan yazıda, mağdurun, akademik unvan da taşıdığı uzmanlık alanı olan dini konularda, özellikle kurban bayramı ve hangi hayvanların kurban edilebileceği hususunda basında yer alan beyanları esas alınarak, görüşlerinin eleştirildiği anlaşılmaktadır. Ancak, yazı bütünlüğü içerisinde mağdurun kişiliğinin ve mesleki bilgisinin sorgulandığı, bunların yetersiz ölçülerde olduğunun ima edilerek mağdurun toplum önünde küçük düşürüldüğü görülmektedir.

Bir yazıda kullanılan deyimler "polemik" niteliğinde olsa da, ancak nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez. Söz konusu yazıda nesnel bir açıklamayla desteklenmiş herhangi bir deyim bulunmamakta, tam tersine yazarın kişisel ve soyut görüşlerine yer verilmektedir.

Yazı içerisinde "… senin önce oturduğun koltuğu, işgal ettiğin makamı tartışmak lazım. Sen oraya nerden geldin?" şeklindeki ifadede sanığın bu amacı açıkça ortaya çıkmaktadır. Hatta, "… Bu insanların okul kapısına tel örgü çektirip başörtülü öğrencileri okula almayan din bezirganlarından öğreneceği hiçbir şey yoktur. Sende zerre kadar Allah korkusu varsa, çıkıp insanların kafasını karıştırma..." şeklindeki ifade ile mağdurun mesleki bilgisinin yetersiz olduğu vurgulanmaktan öte, mesleki bilgisini kötüye kullandığı, toplumun aklını kasıtlı olarak karıştırmaya çalıştığı ileri sürülmekte, bu suretle mağdur aşağılanarak toplum önünde küçük düşürülmektedir. Yazarın bu soyut görüşleri herhangi bir nesnel açıklama ile desteklenmiş değildir. Bu nedenle sanık tarafından kaleme alınan yazı, içeriği itibariyle düşünce açıklama özgürlüğünü ve eleştiri sınırlarını aşmış olup, kullanılan ifadeler mağdurun kişiliğine saldırı niteliğindedir. Yerel Mahkemece ve Özel daire çoğunluğunca sanığın eyleminin eleştiri sınırları içinde kalan kişisel görüş açıklama niteliğinde olduğunun kabulüyle sanığa yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığına karar verilmesi isabetsizdir.

Bu itibarla haklı nedenlere dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi Ali Suat Ertosun; "İfade özgürlüğü ve sınırları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 25 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş; Basın Kanununun 3. maddesinde de basının özgür olduğu belirtildikten sonra hangi hallerde sınırlanabileceği hüküm altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde 10. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip olduğu belirttikten sonra; ikinci fıkrasında, sınırlama hallerini göstermiştir. Bu kurallara göre, yüksek seviyedeki kamu görevlileri için izin verilebilir eleştiri sınırları, sıradan vatandaşlara nazaran daha geniştir.

Katılan Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olup, sanık Cafer Şengör ise sade bir vatandaştır.

Medyatik bir kişiliği olan katılan Prof Zekeriya Beyaz, verdiği demeç ile "Kurban Bayramında tavuk ve devekuşunun kurban edilebileceğini" söylemekle, İslam dinine göre "uç" olarak nitelendirilebilecek görüşler ileri sürerek, basında gündem oluşturmuş; sanık Cafer Şengör de Akit Gazetesine gönderdiği ve anılan gazetenin okur köşesinde yayımlanan mektubu ile verdiği cevapta, katılanı eleştirmiştir. İlahiyat Profesörü olan katılan, İslam dinine göre iki ayaklı hayvanların kurban olarak kesilemeyeceğini bilen birisidir. Yukarıda sözü edilen mevzuat karşısında, yüksek seviyedeki bir kamu görevlisi olan katılan hakkında izin verilebilir eleştiri sınırları, sıradan vatandaşlara nazaran daha geniş olduğundan; sıradan bir kişi için sövme sayılabilecek sözler, onun için sövme sayılamaz. Dolayısıyla sade bir vatandaş olan sanığın, İlahiyat Profesörü ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olan katılana verdiği cevap suç oluşturmayacağından, Yerel Mahkemenin kararını onayan Daire kararı doğrudur.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddi görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun itirazın kabulü gerektiği görüşüne katılmıyorum" gerekçeleriyle,

Diğer beş Kurul Üyesi ise, sanık tarafından kaleme alınan yazının, içeriği itibariyle ağır eleştiri içerdiğini, ancak mağdurun kişiliğini küçültücü ve toplum önünde küçültücü nitelikte olmadığından, Yerel Mahkeme beraat kararının ve Özel Daire çoğunluğunun onama kararının isabetli olduğunu, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle,

Karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, 

  1. Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
  2. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 15.01.2007 gün ve 12256-120 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
  3. Bağcılar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 29.11.2004 gün ve 3803-3069 sayılı kararının, sanığa yüklenen basın yoluyla sövme suçunun unsurlarının oluştuğu nazara alınmadan cezalandırılması yerine beraatına karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
  4. Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 13.03.2007 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 20.03.2007 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
2009/4-113E. 2009/140K. 29.04.2009 Tarih

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasındaki "Manevi Tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 17.7.2007 gün ve 75-150 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12/5/2008 gün ve 13818-6691 sayılı ilamı ile; (...Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedenine davalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, dava kısmen kabul edilmiştir.

Davacı, Sabah Gazetesi'nin 05.12.2004 günlü nüshasında yer alan; "Sağlıksız Sağlıkçılar Adalet Önünde" başlıklı haberde, gerçek dışı isnatlarda bulunulduğunu belirterek manevi tazminat istemiştir.

Davalılar, haberin hukuka uygun olduğunu savunmuşlardır.

Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.

Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Davaya konu olayda; dosyada bulunan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 20.09.2004 tarihli iddianamesine göre; davacının da aralarında bulunduğu 11 kişi hakkında, görevi ihmal ve görevi suistimal suçlarından kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. İl Sağlık Müdürü olan davacının, işyeri çalışma izin belgelerini incelemeden imzaladığı ve personel çalışmalarını etkili şekilde denetlemediği iddianame gerekçesinde belirtilmiştir. İddianamede ayrıca diğer personelle ilgili yolsuz işlemlerde açıklanmıştır. Dava konusu yayında, bu iddianame içeriğindeki bilgiler esas alınarak haber yapılmış olup hukuka aykırılık oluşturacak bir ekleme yoktur. Mahkemece, yayının görünür gerçeğe uygun olduğu gözetilerek davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir. ...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,

Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 29.4.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.